15 Temmuz….

Üzerinden neredeyse 1,5 yıl geçti. Bu güne kadar bir kelime veya bir blog yazısı yazmamakta sanırım benim ayıbım.

Uzun bir aradan sonra bloğa dönüp baktığımda çok önemli bir olayın, bir kırılmanın ve yeniden doğuşun eksik olduğunu farkettim. Bloğa yazılan her bir yazı hem arşive hemde tarihe düşülmüş bir nottur.

15 Temmuz, Müslüman Türkler için Anadolu da yeniden dirilişin ve ayağa kalkışın başlangıcıdır. Yeter ki doğru şekilde algılayıp, doğru şekilde değerlendirelim.

Elbet ki ülkesini (!), vatanını (!)  ve milletini (!) emperyalist güçlerin kucağında oturup satan bir hain örgüt hakkında iki kelam etmeden de geçmeyelim.

Günlerce Tv lerde ve çeşitli platformlar da FETO uzmanları dolaştı, konuştu, anlattı vss. Hatta elinden şarabını düşürmeyen çeşitli maymun severler FETO uzmanı kesildiler. ( Oldum olası uyuz olurum bu türe…)

Baştan söyleyeyim ki FETO uzmanlığı konusunda artık yeterince para etmediği için böyle bir iddam yok. ( Elhamdulillah )

Ancak, 90 yıllar da İmam Hatip Orta Okuluna başladığım zaman okulun önüne gelip beklerler di. Çalışkan ve uysal öğrencileri ders çalıştırma, namaz, niyaz, ibadet vs gibi çeşitli söylemler  ile evlerine davet ederlerdi.

Orta okulun ilk yılların da gerek mahalle de ki arkadaşlarımın gerekse okul arkadaşlarımın da etkisiyle MGV (Milli Gençlik Vakfı)  ye takılırdık.  Buna rağmen o günler de bir iki kere fetöcülerin evlerine gidip etüt yapmışımdır.  Vel hasıl ikinci günde kavga edip yollarımızı ayırmıştık.

Biz daha çok Hasan el Benna, Said Havva, Mevdudi, Seyit kutup gibi alimlerin ve fikir adamlarının kitaplarını okurduk. Fetöcü ler bu yüzden bizden hiç hoşlanmazdı.  Bizim de onlardan hoşlandığımız söylenemez di.

90 lı yıllarda açıkça söylemek gereki ki, rejim ile bir mücadelenin içerisinde bulduk kendimizi. Dolayısıyla devlet bizim lakin rejim bizim değil duygusuyla geçirdim yıllarımı.

Kemalist rejimin müslümanlara ve müslüman cocuklarına bakış açısı hep bu fetöcülerin işine yaramıştır. ( Belki de bilerek yaptırılmıştır ? )

Binlerce yıldır İslam üzerine yaşadığımız,  şehit olduğumuz topraklar da ne idüğü belirsiz bir batı hayranlığıyla ortaya çıkarılmış rejimi sahiplenmek sanırım bir müslüman için aptallıktan da ötedir.

Anadolu topraklarının altında yatan milyonlarca şehid, Türk islam medeniyetinden uzaklaşan bir rejimi hak etmiyorladır değil mi?

Rejimin 1924 lerden beri uyguladığı politikaların, baskıların, zulümlerin sonucu olarak müslümanlar da ciddi bir rejim karşıtlığı oluşmuştur.

Bu durumdan 70 lerden başlayıp bu günlere kadar gelen süreç içerisinde en çok faydalanan iki kesim var.

  1. Kemalisler
  2. Fettoşiler

Kemalistleri anlatmaya gerek yok.

Fettoşilere gelince, bazen kemalist kılığında müslümanlara baskı yapıp (ters etki ile) taraftar toplayan, bazen müslüman evlatlarının bu mağduriyetlerini devşiren pozisyonun da gayet başarılı bir iş çıkardılar.

Üstüne namaz, niyaz, ibadet vss soslu lakin zehirli fetö örgütsel bağlılığını serpiştirip yemeği hazırladılar.

İşte müslümanlar olarak tam burada hata yaptık. Bu örgütü bir cemaat algısıyla algılayıp, tüm yanlışlarına rağmen rejime karşı durabilecek güç oluşturmaları hasebiyle, diğer sosları da üstüne koyarak zararsız gördük. Üstelik  bu fettoşi başının biz üniversitenin önünde başörtüsü protestolarını yaparken ihanet edip, orada ki mücadeleyi bölmesine ve ihtilafa düşürmesine ( Fürüattır mevzu ), özellik le ABD nin kucağında olmasına rağmen.

Müslümanların, özellik cemaatlerin içerisinde ki müslümanların akıllarını, izan ve vicdanlarını hocalarına, şeyhlerine bırakmaları kabul edilebilir durum değildir.

Tarikatlar ve cemaatler konusunda daha derin bir yazı yazmak gerek. Son dönem de iyileşmeler olsa da neresine elimizi atsak kalacak şekildeydiler.  Oraya girmeden yolumuza devam edelim.

Tabi ki o yıllarda bu zümre ile kavgalı olsak ta , bir vatan hainliği ve uluslarası boyutta bir terör organizasyonu olduklarına inanmak güçtü.

Kendi evlatlarımızı bize karşı bir emperyalist devletin, anadolunun tabiri ile Gavurun kılıcını sallayacak hale getirdiler.

Devletin içerisinde ki derin yapı olma mücadelesi ve çarpışmaları, çeşitli istihbarat örgütlerinin kucağına oturmakla beraber iyice güç boğulmasına ve uluslarası boyuta ulaşabilecekleri algısıyla tümden zıvanadan çıkmaya kadar işi götürdüler.

Şantaj, yalan, dolan, hırsızlık, röntgen ve ne kadar ahlaksızlık varsa hepsi onlar için bir şeytanın ağzından çıkan iki kelime ile helal oldu.

Çok büyük bir ibadet yaptıklarına o kadar inandırıldılar ki; içkinin, zinanın, hırsızlığın, röntgenciliğin , vatanın, milletin ne önemi vardı bu büyük dava karşısında !

İşte 2011 den sonra Mit krizi, Gezi olayları, 17-25 Aralık ve en nihayetinde 15 Temmuz bu bataklığın son çırpınışları oldu.

Kendi seçtiklerimiz ve bizi temsil edenler ülke yönetimin de söz sahibi olmasına rağmen, bu güç boğulması ve kendilerine verilmiş çeşitli ihaleler sebebiyle ( Özellikle 2010 dan sonraki politikalar dolaysıyla ABD ) hem milletimize, hem vatanımıza hemde değerlerimize ihanet ettiler.

Şimdi kimi hasedinden, kimi beyinsizliğinden, kimi menfaatinden, kimi ise düştüğü ego probleminden dolayı yıllarca ilmek ilmek işlemiş bu örgütten ayrılamıyor.

Konudan konuya atlaya atlaya geldik.

Kısa bir analiz oldu.

Daha derin yazmak için inşallah  ileri de analiz yaparız.

 

Ve 15 Temmuz…

Gerçek bir kahramanlık ve bir destandır.

Bir milletin uyanışı, kendi iradesine sahip çıkışı, vatan duygusunun iliklerine ve kemiklerine kadar işlemiş genetik kodlama olduğunun kanıtıdır.

15 Temmuz; Ülkesi Libya, Irak, Afganistan, Suriye gibi olmasın diye, müslüman müslümanı kırmasın, çeşitli ihtilaflar üzerinden kendi yöneticilerini indirip emperyalist devletlerin kucağında onlarca yıl iç savaş ile harap olmuş ülkelere dönmesin diye bir ayağa kalkışın günüdür.

1,5 milyar müslümanın sesidir.  Tüm dengelerin değiştiği Türk islam medeniyetinin yeniden tarih sahnesine dönmesi gerektiğinin açık açık seslendirilişidir.

Ki doğru anlarsak, doğru kurup ve doğru çalıştırırsak, doğru yönlendirirsek…

Tankların önüne yatan, uçaklara levye atan bu milleti hak ettiği geleceğe hazırlamak boynumuzun borcudur.

 

Be the first to comment on "15 Temmuz…."

Leave a comment

Your email address will not be published.


*